16 Haziran 2012 Cumartesi

Yayla Çorbası ne zaman yenecek acaba ?

Uzun bir aradan sonra bir Yayla Çorbası macerası ile karşınızdayız :)

Her çocuğun ayrı bir kişiliği, tarzı olduğunu savunurum her zaman. Bu sebeple her duyduğumu, annem ya da kayınvalidem söylemiş bile olsa, Karen' in üzerinde denemiyorum. Ama son zamanlarda sıkça duyduğum ve açıkçası duymaktan da sıkıldığım; annemin "arkadaşımın torunu bir güzel pilav yiyor ki görmelisin", kayınvalidemin " komşum, 8 aylık kızına sulu köfte yediriyor" sözlerine daha fazla dayanamadım ve dün Karen' e pirinçlerini öylece bırakarak yayla çorbası yaptım. Hani pilav ya da sulu köfte değil ama en azından taneli bir çorba içsin istedim.

Çorbayı yaptım. Blenderdan geçirdim. Ama pirinçler tamamen yok olmadı. Neyse; oturttum Karen'i mama sandalyesine. Önlük, el bezi, oyuncak tüm hazırlıklar tamam. İlk girişim... başarısız... Karen bütün pirinçleri çıkardı. Aynı pirinçler ikinci kez ağza gidiyor... Bu sefer yarısı dışarda. Başarı mı? Başarı ! Öyle böyle derken kavga dövüş dolu dolu 4 kaşık çorba yendi. Başarı mı? Hayır ! Bu kavanoz bitecek. Ama nasıl? Tabi ki tel süzgeçten geçirilerek. Sonuç; çorba bitti.

Öğünden çıkan ders: Karen daha pilav milav yiyemez :( Daha zaman var. Ama yılmak yok tabi. İlk girişimler yiyecekler çok ezilmeden olacak :)



Yayla Çorbası Tarifi

Malzemeler

1 küçük mama kavanozu kadar ev yapımı yoğurt
1 küçük kavanoz su ( tercihen erikli ya da nestle )
1 yemek kaşığı pirinç
1 çay kaşığı zeytinyağı
2 çay kaşığı pirinç unu (normal un kullanılıyor tüm tariflerde ama ben vitaminli pirinç ununu tercih ediyorum)

Yapılışı:

Pirinç güzelce yıkandıktan sonra suda haşlanır. Ilımaya bırakılır. Ayrı bir yerde yoğurda un eklenerek iyice karıştırılır. Un tamamen eriyince pirince katılır. Ocağa alınır. Tercihe göre biraz daha kaynamış sıcak su eklenebilir. Ben fazla su kullanmıyorum Karen'in yemeklerinde. Adı çorba ama genelde püre gibi oluyorlar.

Hazırlanan çorba ihtiyaca göre blender ya da tel süzgeçten geçirilebilir. Benim tercihim malum :)


Miniklere afiyet olsun.

Herkese sevgiler


Karen Sunun annesi

6 Haziran 2012 Çarşamba

Kuzucuğum 19 Ağustos 2011 Cuma günü saat 10:45'te işte böyle gelmiş dünyamıza...

Aylar öncesinden Karen'in yükselen burcunu araştırmaya başladım; şu saatte doğarsa ne olur, bu saatte doğarsa ne olur diye. En sonunda Aslan-Terazi ikilisinin idealliğine karar vererek doğum saatinin 10:00- 11:00 arasında olması için doktorumu ikna ettim. "Eee yükselen burç bu, beklemez diyerek" sağ olsun sevgili doktorum Aykut Coşkun bir başka hastanede gerçekleştirdiği doğumun ardından koştur koştur geldi benim hastaneme :) Tabi gelişini ben göremedim. O gelmeden önce bayılmışım. Ama yarı uyur yarı uyanık olduğumda bile tembih etmişim hemşirelerime, saate dikkat edin diye :) Sonuç olarak herkes sözünü tutmuş ve saat 10:45' te dünya güzeli kızım dünyaya gelmiş :)

Karnımda enine duran miniğim dünyaya düz gelecek değildi ya ...

Karen' im dünya gözüyle gördüğü ya da göremediği ilk kişinin ellerinde, Sevgili Aykut Coşkun'un :) 

Artık birbirinden tatlı hemşirelerine emanet miniğim. 

Karenim Suyum... adını bu akan şeyden aldın sen:) "Su gibi aziz ol" bitanem. 

Büyük yorgunluğun ardından banyo iyi gelmiş anlaşılan :)

Ayak izimizi de basalım şuraya...
2950 gr 49 cm lik minik melek Karen Su anneciğini görmek için hazır :)


                                         
Sevgili doktorum Aykut Coşkun'a çok teşekkür ederim...